Telve Merhaba

3 aylık

Telve Dergi

Dil, düşünce ve edebiyat dergisi

Telve dergisinden herkese merhaba

Editörlerimiz 17. sayı hakkında ne düşünüyor?

Önceki sayımızda edebiyatın iyileştirici gücünü ve her edebî metnin birer eczane hizmetini görüp kelimelerin ise ilaç
niteliği taşıdığını keşfetmiş olduk. Muazzam bir 16. sayıyı geride bırakarak siz değerli okurlarımızı şifa olmasını umduğumuz yeni bir sayıyla selamlıyorum. Bir editör arkadaşım, Telve’yi rengârenk iplikleri bir araya getiren, motifleri buluşturan ve renkleri ahenkle bir kilimde birleştiren zanaatkâra benzetir. Her sayının, bu kilime işlenmiş yeni bir motif olduğunu söyler. Dolayısıyla 17. motifimizi bu kilime işlemenin ve edebiyatseverlere sunmanın kıvancını yaşıyoruz.


Öykülerin, şiirlerin, denemelerin yanı sıra Türk Diaspora yazarlarımızdan Esra Hanım Akdeniz ve Zeynep Yaman ile söyleşiler gerçekleştirdik. Ayrıca bugünün karmaşık dünyasında, “2025’te bir yazarın zihnini hangi düşünceler kuşatıyor, hangi fikirler ve güncel meseleler ona meydan okuyor?” sorularının izini sürdük.


Dergimizin bir sayfasında gündemi, doğayı ve toplumu edebiyatla okumanın nasıl zamana ayna tuttuğunu keşfederken
başka bir sayfasında ise sizi ülkeden ülkeye götüren bir göç hikâyesiyle karşılaşacaksınız.


Hayatın ve edebiyatın hangi kapıları açacağını bazen tahmin edemeyiz. Yolu yürüdükçe yeni yeni imkânların göründüğünü ve şekillendiğini yaşayarak öğreniriz. Benim şahsi edebiyat kariyerimde editörlüğü öğrenmek, kıymetli yazarların şiirlerini değerlerdirmek de varmış. Hem bu önemli görevin üstesinden nasıl geleceğimi düşünüyor hem de editör ekibine dâhil olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyorum. Editörlük yolculuğumda bana destek veren, bu işi bana öğreten ve güvenen çok değerli ekip arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum.


Bu vesileyle uzun zamandır bizimle yol alıp yazılarını bizimle paylaşanlara, ses bayrağımızı yurt dışında dalgalandırmak adına rüzgârını, kalemini ve sabrını eksik etmeyenlere canıgönülden müteşekkirim. Telve ailemize katılan yeni yazarlarımıza da şükranlarımı sunup “Hoş geldiniz.” diyorum.


Sevdiğim bir yazarın çok meşhur bir sözü vardır, o der ki: “Yürünmemiş yolları tercih ederek iz bırakabiliriz anca. Bu
her yazarın önceliği olmalıdır.” Böylelikle birlikte nice yürünmemiş yollarda iz bırakma, yazılarımızla insanlara iyi
gelme, yeni dünyalar keşfetme, hem ebediyete hem de edebiyata uzanmak dileğiyle…


Keyifli okumalar!

Nezahat Ceylan

Luna’nın Sandığı

Bu öykünün devamını 17. sayımızda bulabilirsiniz.

“Alo? Neredesin? Sesin uzaktan geliyor.” “Beni duyuyor musun?” “Duyuyorum, evet. Bana nerede olduğunu söyler misin?” Çok
derinden, gökyüzünü delen bir ses işittim. “Sandıktayım.”
Tam o anda şimşek çaktı. Arkadaşım Luna şimşekten
korkuyordu ve yine sandığına saklanmıştı.
“Peki, neden bu kadar sessiz konuşuyorsun?”
Bir müddet karşıdan cevap gelmedi.

Luna normalde sandığın içindeyken bir güç kazanır, gururla şimşekten kaçtığını söylerdi. Ancak bu sefer sanki bir şey gizler gibi susuyordu. Biraz sonra arka plandan gelen seslerle etrafında insanlar olduğunu anladım.
“Luna, sen depoda değil misin?”
Yine bir sessizlik. Belli ki olması gerektiği güvenli yerinde değildi. Bir cismin ahşaba vurma sesiyle sandığın hareket hâlinde olduğunu fark ettim. Luna’nın canı yanıyordu. Sonra, “Gittiler galiba.” dedi, olabildiğince kısık bir sesle.
“Neredesin? Neler olduğunu anlatır mısın?”

Yuseyrenur Yılmaz, Hollanda